Mekke İttifakı'ndan Ortak Pazara Uzanan Yol
Bir zamanlar Avrupa kıtası, birbirleriyle savaşmış devletlerin, derin siyasi rekabetlerin ve tarihî düşmanlıkların coğrafyasıydı.
Bugün ise aynı kıtada birçok ülke ortak bir pazarın, ortak kurumların ve geniş bir hukuki düzenin parçası.
Avrupa Birliği'nin oluşumu tek bir anlaşmayla gerçekleşmedi.
1951'de Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu'yla başlayan ekonomik bütünleşme süreci, 1957 Roma Antlaşmaları ve sonraki düzenlemelerle genişledi. Zaman içinde ortak pazar ve siyasi kurumlar gelişti; bazı üyeler ortak para birimi olan avroyu benimsedi.
Bu tarihsel tecrübe, Mekke İttifakı bakımından dikkate değer bir soruyu gündeme getiriyor:
Avrupa'da ekonomik iş birliği siyasi bütünleşmenin yolunu açtıysa, İslam dünyasında güvenlik iş birliği benzer bir sürecin başlangıcı olabilir mi?
Askerî ittifak ekonomik birliğe dönüşebilir mi?
İlk bakışta askerî savunma ile ekonomik bütünleşme birbirinden farklı alanlar gibi görünür.
Oysa modern uluslararası ilişkilerde güvenlik, ticaret, enerji, teknoloji ve finans giderek daha fazla iç içe geçmektedir.
Ortak savunma anlaşması yapan ülkeler, zamanla ortak silah üretimine, teknoloji geliştirmeye ve sanayi yatırımlarına yönelebilir.
Bunun ardından ulaştırma koridorları, enerji projeleri, serbest ticaret anlaşmaları ve yatırım ortaklıkları gündeme gelebilir.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bakımından böyle bir ekonomik iş bölümünün çeşitli imkânları bulunmaktadır.
Türkiye'nin üretim ve savunma teknolojisi kapasitesi, Suudi Arabistan'ın yatırım kaynakları ve Pakistan'ın iş gücü ile bazı sanayi alanlarındaki potansiyeli, ortak projeler için kullanılabilir.
Ancak bu tamamlayıcılığın bir ekonomik birlik oluşturması için siyasi iradeden daha fazlası gereklidir.
Gümrük tarifelerinin uyumlaştırılması, ticaret engellerinin azaltılması, yatırım hukukunun düzenlenmesi ve ekonomik uyuşmazlıkları çözecek mekanizmaların oluşturulması gerekir.
Başka bir ifadeyle, kardeşlik duygusu ekonomik bütünleşmeyi kolaylaştırabilir; fakat ortak pazarın yerini alamaz.
Ortak pazar, ortak gelecek
Varsayalım ki Mekke İttifakı zamanla Mısır, Endonezya, Malezya ve başka Müslüman çoğunluklu ülkelerin de katılımına açıldı.
Böyle bir yapı, geniş bir nüfus ve coğrafya arasında yeni ekonomik bağlantılar oluşturabilir.
Akdeniz'den Hint Okyanusu'na, Orta Asya'dan Güneydoğu Asya'ya kadar uzanan ticaret hatları daha koordineli yönetilebilir.
Enerji, lojistik, tarım, savunma, dijital teknoloji ve finans sektörlerinde ortak yatırım programları geliştirilebilir.
Bunun somut sonucu, üye ülkeler arasındaki ticaret hacminin büyümesi ve bazı stratejik ürünlerde dışa bağımlılığın azalması olabilir.
Ancak burada önemli bir uyarı yapmak gerekir.
İslam dünyası ekonomik bakımdan homojen değildir.
Petrol ihracatçısı ülkelerle enerji ithalatçıları, yüksek gelirli Körfez ekonomileriyle gelişmekte olan sanayi ülkeleri arasında ciddi farklılıklar vardır.
Bu farklılıklar doğru kurumlarla yönetilirse tamamlayıcı bir güce, yönetilemezse siyasi gerilime dönüşebilir.
Ortak para birimi gerekli mi?
Avrupa Birliği denildiğinde akla gelen ilk konulardan biri avrodur.
Bu nedenle İslam ülkelerinin birliğinde ortak para kullanılması düşüncesi de gündeme gelebilir.
Fakat ortak para, ekonomik bütünleşmenin başlangıcı değil, en karmaşık aşamalarından biridir.
Ülkelerin enflasyon oranları, kamu borçları, maliye politikaları ve ekonomik üretim yapıları birbirinden farklıysa tek para politikası ciddi sorunlara yol açabilir.
Daha uygulanabilir bir başlangıç, ülkeler arasındaki ticaretin kolaylaştırılması, karşılıklı yatırımın artırılması ve sınır ötesi ödeme altyapılarının geliştirilmesi olabilir.
Önce ticaretin önündeki engeller kaldırılmadan ortak paraya geçilmesi, ekonomik birlik yerine ekonomik kırılganlık üretebilir.
En büyük sorun: Liderlik meselesi
Böyle bir birliğin karşılaşacağı en hassas meselelerden biri, ortak kararların nasıl alınacağıdır.
Türkiye mi daha etkili olacak?
Suudi Arabistan mı?
Pakistan mı?
Yoksa bütün üyelerin temsil edildiği bağımsız kurumlar mı belirleyici olacak?
Avrupa Birliği'nin tecrübesi, kalıcı bütünleşmenin yalnızca güçlü ülkeler arasındaki anlaşmalara değil, küçük ülkelerin de haklarını koruyan kurumsal mekanizmalara dayandığını gösteriyor.
Dolayısıyla olası bir İslam ülkeleri birliğinin başarısı, tek bir devletin öncülüğünden ziyade üyelerin üzerinde uzlaşabileceği bir hukuk ve temsil sistemine bağlı olacaktır.
Bu kapsamda ortak bir ekonomik konsey, bölgesel kalkınma fonu, bağımsız uyuşmazlık çözüm mekanizması ve zamanla ortak parlamento gibi kurumlar düşünülebilir.
Elbette bunların hiçbiri bugün Mekke İttifakı'nın ilan edilmiş programı değildir.
Bunlar, savunma ortaklığının ekonomik ve siyasi bütünleşmeye genişlemesi durumunda ihtiyaç duyulabilecek kurumlardır.
Birlik için önce güven
Mekke İttifakı'nın Avrupa Birliği benzeri bir yapıya dönüşme ihtimali tartışılırken unutulmaması gereken temel gerçek şudur:
Ekonomik bütünleşme anlaşmalarla başlar, fakat güvenle yaşar.
Ortak kurallara uyulmayan, ticari anlaşmazlıkların çözülemediği ve siyasi krizlerde ekonomik ilişkilerin kolayca kesintiye uğradığı bir ortamda kalıcı birlik oluşturmak güçtür.
Bu nedenle Müslüman ülkeler arasında ekonomik bütünleşmenin önceliği büyük siyasi sloganlar değil, somut ve karşılıklı yarar sağlayan projeler olmalıdır.
Ortak üretim tesisleri, üniversiteler arası araştırma programları, enerji bağlantıları, ulaşım koridorları ve ticaret kolaylıkları bu açıdan önemli başlangıçlar olabilir.
Çünkü gerçek birlik yalnızca ortak duygularla değil, ortak kurumlarla, paylaşılan çıkarlarla ve işleyen hukukla ayakta kalır.
Mekke İttifakı'nın ekonomik geleceği de tam olarak bu ölçütlerle değerlendirilecektir.