Hacı Ali Doğan
Köşe Yazarı
Hacı Ali Doğan
 

Mekke'den Yükselen Yeni Jeopolitik Arayış: Üç Devlet, Bir İttifak, Büyük Bir Soru

Dünya yeniden şekilleniyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasında inşa edilen uluslararası düzen, bugün yeni güç mücadelelerinin, bölgesel çatışmaların ve değişen ittifak ilişkilerinin baskısı altında. ABD'nin küresel liderliği tartışılırken Çin ekonomik ve teknolojik etkisini genişletiyor; Rusya askerî kapasitesiyle uluslararası dengelerde yer tutmaya çalışıyor. Orta Doğu ise bütün bu gelişmelerin en yoğun hissedildiği coğrafyalardan biri olmayı sürdürüyor. Tam da böyle bir dönemde, 7 Ağustos 2026 tarihinde Mekke'de dikkat çekici bir gelişme yaşandı. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, ortak savunma anlaşması imzalayarak yeni bir güvenlik ortaklığının temellerini attı. Anlaşmanın en önemli hükmü açıktı: Üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırı, diğerlerine de yapılmış sayılacaktı. Bu hüküm, yalnızca diplomatik bir dayanışma ifadesi değildi. Üç ülkenin güvenliklerini birbirleriyle ilişkilendirme iradesinin hukuki bir çerçeveye kavuşması anlamına geliyordu. Ancak asıl soru başka yerde duruyor: Mekke'de atılan imza yalnızca üç ülkenin sınırlarını mı koruyacak, yoksa İslam dünyasının gelecekteki siyasi ve ekonomik yapılanmasının ilk halkasını mı oluşturacak? Üç ülke neden önemli? Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan, birbirinden farklı ancak tamamlayıcı stratejik kapasitelere sahip. Türkiye, gelişen savunma sanayisi, köklü devlet kurumları, NATO üyeliği ve Avrupa ile Asya arasındaki konumuyla dikkat çekiyor. Pakistan, büyük askerî kapasitesi, nükleer silahları ve Güney Asya'daki stratejik konumuyla öne çıkıyor. Suudi Arabistan ise enerji kaynakları, finansal gücü, Körfez'deki etkinliği ve İslam dünyası açısından Mekke ile Medine'nin taşıdığı dinî önem nedeniyle farklı bir ağırlığa sahip. Bu üç ülkenin birlikte hareket etmesi, savunma teknolojisi, sermaye, diplomasi ve askerî kapasite arasında yeni bir iş bölümü oluşturabilir. Fakat potansiyel ile gerçeklik birbirine karıştırılmamalıdır. Üç ülkenin güçlü yönlerinin bulunması, bunların otomatik biçimde ortak bir güce dönüşeceği anlamına gelmez. Bunun için birlikte karar alabilen kurumlar, uygulanabilir askerî planlar, sürdürülebilir finansman ve en önemlisi karşılıklı siyasi güven gerekir. Neden şimdi? Mekke İttifakı'nı anlamak için yalnızca üç ülkenin ilişkilerine bakmak yeterli değildir. Bölgenin uzun süredir karşı karşıya bulunduğu güvenlik sorunlarını da değerlendirmek gerekir. Yemen'deki çatışmalar, Kızıldeniz'deki deniz ticaretinin güvenliği, İran ile bölge ülkeleri arasındaki gerilimler ve büyük güçlerin Orta Doğu politikaları, bölgesel devletleri kendi güvenlik kapasitelerini güçlendirmeye yöneltiyor. Mekke İttifakı bu arayışın somut örneklerinden biri olarak ortaya çıktı. Nitekim 31 Ağustos 2026 tarihinde İstanbul'da toplanan Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi, savunma sanayisi iş birliği, kurumsallaşma ve ittifakın genişlemesi gibi konuları ele aldı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın ittifakın genişlemeye açık olduğunu açıklaması, girişimin yalnızca mevcut üç üyeyle sınırlı düşünülmediğini gösterdi. Bununla birlikte 29 Ekim itibarıyla anlaşmanın Türkiye'deki onay süreci henüz tamamlanmış değildi. TBMM Dışişleri Komisyonu 27 Ekim'de onay kanunu teklifini kabul etmiş, fakat Genel Kurul aşaması sonuçlanmamıştı.   Dolayısıyla karşımızda tamamlanmış bir bölgesel güvenlik mimarisi değil, henüz kurumsal gelişiminin ilk aşamasındaki bir ittifak bulunmaktadır. İslam dünyasında yeni bir düşünce mi? Müslüman ülkelerin birlik arayışı yeni değildir. Siyasi dayanışmadan ekonomik iş birliğine, ortak savunmadan kültürel bütünleşmeye kadar farklı birlik modelleri uzun yıllardır tartışılmaktadır. İslam İşbirliği Teşkilatı bu arayışların en önemli kurumsal örneklerinden biridir. Ancak Müslüman ülkeler arasında ortak kimlik bulunması, ortak dış politika veya ortak ekonomik çıkarların kendiliğinden oluştuğu anlamına gelmemiştir. İşte Mekke İttifakı'nın önemi burada ortaya çıkabilir. Daha geniş ve karmaşık bir birlik arayışını bir anda gerçekleştirmek yerine, önce sınırlı sayıdaki ülke arasında somut bir güvenlik ortaklığı kurulmaktadır. Bu yöntem, gelecekte farklı alanlara taşınabilecek bir kurumsal iş birliği kültürü geliştirebilir. Ancak bunun kaçınılmaz bir gelişme olduğu söylenemez. İttifakın yalnızca askerî alanda kalması da mümkündür. Yeni ülkelerin katılması, ekonomik kurumların oluşturulması veya siyasi bütünleşmeye gidilmesi ise ayrıca alınacak kararlara bağlıdır. Tarihin önümüze koyduğu soru Bugün Mekke İttifakı'nı yalnızca Yemen'deki gelişmelerin veya Suudi Arabistan'ın güvenlik kaygılarının sonucu olarak değerlendirmek eksik bir bakış olur. Aynı şekilde onu şimdiden büyük bir İslam birliğinin kuruluşu olarak sunmak da erken bir hüküm olacaktır. Daha isabetli yaklaşım, bu ittifakı bölgesel devletlerin güvenlik alanında daha fazla sorumluluk üstlenme arayışının bir işareti olarak okumaktır. Çünkü uluslararası siyasette bazı anlaşmalar imzalandıkları gün taşıdıkları anlamla sınırlı kalır. Bazıları ise zaman içerisinde ilk amaçlarının çok ötesine geçen kurumların başlangıcına dönüşür. Mekke İttifakı'nın hangi yolu izleyeceği henüz belli değil. Fakat kesin olan bir şey var: Üç devletin ortak savunma iradesi, İslam dünyasının gelecekte nasıl örgütlenebileceğine ilişkin tartışmayı yeniden gündeme taşıdı. Belki de bugün sorulması gereken asıl soru, Mekke İttifakı'nın ne olduğu değil, neye dönüşebileceğidir.   Devam edecek..
Ekleme Tarihi: 29 Ekim 2026 -Perşembe
Hacı Ali Doğan

Mekke'den Yükselen Yeni Jeopolitik Arayış: Üç Devlet, Bir İttifak, Büyük Bir Soru

Dünya yeniden şekilleniyor.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında inşa edilen uluslararası düzen, bugün yeni güç mücadelelerinin, bölgesel çatışmaların ve değişen ittifak ilişkilerinin baskısı altında. ABD'nin küresel liderliği tartışılırken Çin ekonomik ve teknolojik etkisini genişletiyor; Rusya askerî kapasitesiyle uluslararası dengelerde yer tutmaya çalışıyor. Orta Doğu ise bütün bu gelişmelerin en yoğun hissedildiği coğrafyalardan biri olmayı sürdürüyor.

Tam da böyle bir dönemde, 7 Ağustos 2026 tarihinde Mekke'de dikkat çekici bir gelişme yaşandı.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, ortak savunma anlaşması imzalayarak yeni bir güvenlik ortaklığının temellerini attı.

Anlaşmanın en önemli hükmü açıktı: Üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırı, diğerlerine de yapılmış sayılacaktı.

Bu hüküm, yalnızca diplomatik bir dayanışma ifadesi değildi. Üç ülkenin güvenliklerini birbirleriyle ilişkilendirme iradesinin hukuki bir çerçeveye kavuşması anlamına geliyordu.

Ancak asıl soru başka yerde duruyor:

Mekke'de atılan imza yalnızca üç ülkenin sınırlarını mı koruyacak, yoksa İslam dünyasının gelecekteki siyasi ve ekonomik yapılanmasının ilk halkasını mı oluşturacak?

Üç ülke neden önemli?

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan, birbirinden farklı ancak tamamlayıcı stratejik kapasitelere sahip.

Türkiye, gelişen savunma sanayisi, köklü devlet kurumları, NATO üyeliği ve Avrupa ile Asya arasındaki konumuyla dikkat çekiyor.

Pakistan, büyük askerî kapasitesi, nükleer silahları ve Güney Asya'daki stratejik konumuyla öne çıkıyor.

Suudi Arabistan ise enerji kaynakları, finansal gücü, Körfez'deki etkinliği ve İslam dünyası açısından Mekke ile Medine'nin taşıdığı dinî önem nedeniyle farklı bir ağırlığa sahip.

Bu üç ülkenin birlikte hareket etmesi, savunma teknolojisi, sermaye, diplomasi ve askerî kapasite arasında yeni bir iş bölümü oluşturabilir.

Fakat potansiyel ile gerçeklik birbirine karıştırılmamalıdır.

Üç ülkenin güçlü yönlerinin bulunması, bunların otomatik biçimde ortak bir güce dönüşeceği anlamına gelmez. Bunun için birlikte karar alabilen kurumlar, uygulanabilir askerî planlar, sürdürülebilir finansman ve en önemlisi karşılıklı siyasi güven gerekir.

Neden şimdi?

Mekke İttifakı'nı anlamak için yalnızca üç ülkenin ilişkilerine bakmak yeterli değildir. Bölgenin uzun süredir karşı karşıya bulunduğu güvenlik sorunlarını da değerlendirmek gerekir.

Yemen'deki çatışmalar, Kızıldeniz'deki deniz ticaretinin güvenliği, İran ile bölge ülkeleri arasındaki gerilimler ve büyük güçlerin Orta Doğu politikaları, bölgesel devletleri kendi güvenlik kapasitelerini güçlendirmeye yöneltiyor.

Mekke İttifakı bu arayışın somut örneklerinden biri olarak ortaya çıktı.

Nitekim 31 Ağustos 2026 tarihinde İstanbul'da toplanan Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi, savunma sanayisi iş birliği, kurumsallaşma ve ittifakın genişlemesi gibi konuları ele aldı.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın ittifakın genişlemeye açık olduğunu açıklaması, girişimin yalnızca mevcut üç üyeyle sınırlı düşünülmediğini gösterdi.

Bununla birlikte 29 Ekim itibarıyla anlaşmanın Türkiye'deki onay süreci henüz tamamlanmış değildi. TBMM Dışişleri Komisyonu 27 Ekim'de onay kanunu teklifini kabul etmiş, fakat Genel Kurul aşaması sonuçlanmamıştı.
 

Dolayısıyla karşımızda tamamlanmış bir bölgesel güvenlik mimarisi değil, henüz kurumsal gelişiminin ilk aşamasındaki bir ittifak bulunmaktadır.

İslam dünyasında yeni bir düşünce mi?

Müslüman ülkelerin birlik arayışı yeni değildir.

Siyasi dayanışmadan ekonomik iş birliğine, ortak savunmadan kültürel bütünleşmeye kadar farklı birlik modelleri uzun yıllardır tartışılmaktadır. İslam İşbirliği Teşkilatı bu arayışların en önemli kurumsal örneklerinden biridir.

Ancak Müslüman ülkeler arasında ortak kimlik bulunması, ortak dış politika veya ortak ekonomik çıkarların kendiliğinden oluştuğu anlamına gelmemiştir.

İşte Mekke İttifakı'nın önemi burada ortaya çıkabilir.

Daha geniş ve karmaşık bir birlik arayışını bir anda gerçekleştirmek yerine, önce sınırlı sayıdaki ülke arasında somut bir güvenlik ortaklığı kurulmaktadır.

Bu yöntem, gelecekte farklı alanlara taşınabilecek bir kurumsal iş birliği kültürü geliştirebilir.

Ancak bunun kaçınılmaz bir gelişme olduğu söylenemez.

İttifakın yalnızca askerî alanda kalması da mümkündür. Yeni ülkelerin katılması, ekonomik kurumların oluşturulması veya siyasi bütünleşmeye gidilmesi ise ayrıca alınacak kararlara bağlıdır.

Tarihin önümüze koyduğu soru

Bugün Mekke İttifakı'nı yalnızca Yemen'deki gelişmelerin veya Suudi Arabistan'ın güvenlik kaygılarının sonucu olarak değerlendirmek eksik bir bakış olur.

Aynı şekilde onu şimdiden büyük bir İslam birliğinin kuruluşu olarak sunmak da erken bir hüküm olacaktır.

Daha isabetli yaklaşım, bu ittifakı bölgesel devletlerin güvenlik alanında daha fazla sorumluluk üstlenme arayışının bir işareti olarak okumaktır.

Çünkü uluslararası siyasette bazı anlaşmalar imzalandıkları gün taşıdıkları anlamla sınırlı kalır. Bazıları ise zaman içerisinde ilk amaçlarının çok ötesine geçen kurumların başlangıcına dönüşür.

Mekke İttifakı'nın hangi yolu izleyeceği henüz belli değil.

Fakat kesin olan bir şey var: Üç devletin ortak savunma iradesi, İslam dünyasının gelecekte nasıl örgütlenebileceğine ilişkin tartışmayı yeniden gündeme taşıdı.

Belki de bugün sorulması gereken asıl soru, Mekke İttifakı'nın ne olduğu değil, neye dönüşebileceğidir.

 

Devam edecek..

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve hurmanset.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.