Toplumlar, tıpkı fiziki yapılar gibi görünmeyen sosyokültürel ve zihnî fay hatları üzerine inşa edilirler. Bu fay hatlarında biriken gerilimler zamanında teşhis edilip köklü müdahalelerle çözülmediğinde, ani ve yıkıcı toplumsal depremlere yol açarlar. Günümüz toplum yapısı, konjonktürel krizlerin ya da gelip geçici dönemsel çalkantıların ötesinde, sistemsel bir çöküşün ve derin bir "sosyal depremin" ardından ortaya çıkan ağır bir stratejik enkaz tablosuyla karşı karşıyadır.
"Sesimizi duyan var mı?" haykırışı, bugün toplumsal bünyenin her katmanında yankılanan varoluşsal bir feryada dönüşmüştür.
Gençlik, kitlesel kültür endüstrisinin öğütücü çarklarında, alkol, uyuşturucu, fuhuş ve organize suç ağlarının kıskacında hayata dair tüm anlam ve değer ölçülerini yitirirken; toplumun maya vasfını taşıyan aile kurumu, anne-baba ve evlatlık misyonlarının eridiği, sevgi ve merhametin yerini bireyci çatışmalara bıraktığı bir dağılma sürecine sürüklenmiştir.
Modernizmin ve seküler yaşamın kurbanı hâline gelmiş kitleler kendi tarihî ve manevî değerlerine yabancılaşırken; geniş kesimler faiz, borsa ve sanal bahis cenderesinde insani vasıflarını yitirme noktasına gelmiştir.
Bu enkaz karşısında sevk ve idare makamındaki siyasi aktörler sosyal fay hatlarını derinleştiren politikaları sürdürüp günübirlik vaatlerle vakit kazanmaya çalışmakta; akademisyenler, âlimler ve sivil toplum yapıları ise ya mistik anlatılarla kendi dar alanlarını koruma telaşına düşmekte ya da pratik karşılığı olmayan usandırıcı vaazlarla süreci seyretmektedir.
Kur'an-ı Kerim'de toplumsal uyarı görevini üstlenenlerin duruşu şöyle beyan edilmektedir:
“İçlerinden bir topluluk, 'Allah'ın helâk edeceği ya da çetin bir azapla cezalandıracağı bir kavme ne diye nasihat ediyorsunuz?' dediği vakit, onlar dediler ki: 'Rabbimiz tarafından mazur görülmemiz için, bir de belki günahlardan sakınırlar diye.'” (A'râf Suresi, 164)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ise toplumsal krizler karşısında sorumluluk almayı öğreten nebevî ufku şu ifadelerle açıklamıştır:
“Müslümanların işi (derdi) ile ilgilenmeyen, dertlenmeyen onlardan değildir.”
Yöneticilerin ve entelektüel çevrelerin konjonktürel ve yüzeysel yaklaşımlarının aksine, toplumu bu sosyal deprem enkazından çıkaracak yegâne yol, sorunların vahametini cesurca ortaya koyup köklü çözümleri kararlılıkla tartışmaya açmaktır.
Kültürel yapı ve zihin dünyası, bir toplumun varlığını ve özgün kimliğini sürdürmesini sağlayan omurgayı oluşturur. Stratejik ve tarihsel tecrübeler göstermiştir ki, sömürgeci güçlerin askerî işgalleri fiziki alanla sınırlı ve geçici olmaya mahkûmdur; ancak bir toplumun zihin dünyasına, değer ölçülerine ve kavram haritasına yönelik gerçekleştirilen kültürel işgaller kalıcı bağımlılıklar üretir. Bir toplum, kendisini tahakküm altına alan gücün fikirlerini, ahlaki ölçütlerini ve yaşam tarzını sorgulamadan benimsemeye başladığı andan itibaren, kâğıt üzerinde siyasi bağımsızlığını elde etse dahi fikrî ve kültürel boyunduruktan kurtulamaz.
Batı kültürü, yalnızca biçimsel bir yaşam tarzı veya yüzeysel tercihler bütünü değildir. İnsanın varoluş gayesini, iyilik ve kötülük ölçütlerini, toplumsal münasebetlerin esaslarını belirleyen ve seküler-kapitalist akideye dayanan kuşatıcı bir fikrî çerçevedir. Kapitalist tüketim ideolojisinin egemen kılındığı toplumsal yapılarda birey modeli; gelir düzeyi, mal varlığı, mesleki statü ve tüketim kapasitesi üzerinden tanımlanmaktadır. Bireylere "başarılı ve makbul bir hayatın" daha fazla kazanmak, daha fazla servet biriktirmek, üst sınıflara tırmanmak ve sürekli tüketmekle mümkün olduğu telkin edilmektedir. Bu ifsat edici zihniyet kalıbını temel bir tehdit olarak teşhis edemeyen yaklaşımlar, Batı düşüncesinin aldatıcı büyüsüne kapılmış ya da toplumsal gerçekliğe sömürgeci paradigmaların penceresinden bakan bir idrak daralmasının eseridir.
Toplumun yüzyıllardır bağlı olduğu değerlerden kopup haramların "çağdaşlık" adı altında legalleştiği seküler bir yapıya evrilmesinin arkasında sistematik bir bozukluk yatmaktadır.
Düşünür âlim Takiyyuddîn en-Nebhânî'nin şu tespiti meselenin sosyolojik temel nedenini ortaya koymaktadır:
“Suç ender görülüyorsa insan, sık görülüyorsa nizam bozuktur.”
Tüm kamuoyunu, ilim insanlarını, stratejistleri ve toplumun öncü kesimlerini bu ağır enkazın altından kalkmak üzere Köklü Değişim vizyonunu desteklemeye ve sorumluluk almaya davet ediyorum.
“Çalışanlar işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar.” (Sâffât Suresi, 61)